Aslında benim gidip bir köprü altında içmem lazım…

Şekil itibari ile durum bu kadar vahim…

Yerlere saçılıp, beynindekileri düşmanlarına bile dökerken, çarkın halen istediği gibi dönmesi neyin gerçek tecellisidir.

Sabrın ve metanetin her gün yumruk yediği şu hayatı değerli kılan ne kaldı.

Tiyatro sahnesine dönen cadde ve sokaklar sahte maskeli insanlarla dolu iken nasıl olur da ben ben olabilirim.

Görüyorum gül bahçeleri birer meyhane olmuş içleri çaresizlik içinde göz yaşı döken insanlarla dolu.

Sormaz mısın güle neden diken açtın diye.Sormaz mısın hani biz insandık, hani üstün yaratılmıştık, hani biz cennetin yolcusu idik.

Ne oldu bu gökyüzüne, ne oldu bu bulutlara, ne oldu da yaşadığımız bu dünyayı terk etmeye karar verdik. Hani bütün ağaçlar yeşildi, hani dağların bir heybeti vardı. Hani bazen güneş bizim için doğardı…

Şimdi bakıyorum, ağaçlar sarhoş gibi dallarını sarkmış, dağların etekleri yüksek yüksek plazalar olmuş, güneşin önü ise kara bulutlarla kapatılmış.

Haykırışlar bir hiç haline gelmiş, insanlar duyarsızlaşmış, yiyecek ve içecekler bozulmuş.Hoşgörü ve merhamet basitlik olmuş, insanlığımız medeni olmaya teslim edilmiş.

İnsan diye gördüğüm suretler birer fanatik yaratık haline gelmiş. Bilmedikleri, görmedikleri bir teknolojinin arkasından koşuyorlar, bilmezler mi bir boşluğa düşüp kendilerini kaybedeceklerini. Bilmezler mi bu zamanın sonunda bir sonsuzluk başlayacağını…

Onun içindir ki bir doğruluk köprüsü bulamadım öbür tarafa geçmek için.Ama gördüm ki bir çok köprünün altında içen insanlar var. O köprünün üstünden geçmek yerine altında içmeyi tercih ediyorlar.

Mehmet Arkın Gürbüz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*