Aslında göremediklerimizi hissediyoruz duyamadıklarımız ise kulağımıza fısıldanıyor.

Biz, insan olarak tanımlamayı çok seviyoruz. Varlığımızı ve yokluğumuzu tanımlamalardan oluşturmuşuz.

Hayatı her ne kadar fiziksel olarak kabul etsek de hislerimizden ve fısıltılardan vazgeçemiyoruz.

Bu hisler ve fısıltılar fiziksel boyutta olmadığı için kabul etmek de hayli bize zor geliyor. Fakat bir türlü de vazgeçemiyoruz.

Bunun en büyük sebebi irademiz zayıf. Güçlü bir iradeye sahip değiliz. Güçlü bir iradeye sahip olsak, hislerimiz sadece irademizin daha güçlü olması için yol gösterecek ve fısıltıları da duymayacaksınız.

Duysanız da onların iradenizi zayıflatmaya yönelik olduğunu anlayacaksınız.

Peki neden hisler irademizi güçlendiriyor ve fısıltılar irademizi zayıflatıyor.

Çünkü hisler kalbe intikal eder fısıltılar ise kulağa.

Kulak kendisine gelen fısıltıları beyne göndererek hareket eder ve beyin kulaktan gelen fısıltıları uygulamaya koyar.

Hisler ise direk kalbe dokunur. Kalp bedene bir salgı gönderir. Ve daha sonra bu salgı bir algı ile beyne ulaşır.

Onun için hislerimiz kuvvetlidir deriz. Tabi ki bu demek değil ki sürekli hisleriniz size bir takım hayatlar kazandıracak.

Kulağa gelen fısıltılar ise  nefis ve şeytandan kaynaklanır.

Nefis sürekli arzu ve isteklerini size fısıldayarak bildirirken, şeytanda sizi zayıf düşürmek için yaptığı fısıltılarla bir takım yollara davet eder.

Ama siz bunu anlayamazsınız. Çünkü kulak fısıltıları beyne iletir. Beyinde bu duyumların kalpten geldiğini zannederek uygulamaya koyar.

Bu da demek ki kalp ile beyin arasında bir anlaşmazlık mevcut.

Beyin sahip olduğu enerji ile insanı yönetmeye çalışırken  kalp ise bu vücudun yöneticisi benim der.

Halbuki ikisi de olmadan beden bir işe yaramaz.

Demik ki beyin burada bir yargılayıcı görevi görmekte. Kalp ise vücudun güvenliğinden sorumlu.

Bu şekilde kabul eder isek, kalbe gelen hisler veya kalbin ortaya çıkardığı hisler bize farklı bir hayat sunabilir.

Sahip olduğumuz fiziğin dışındaki farklı boyutları bize hissettirebilir. Fiziksel olmayan bir boyuta taşıyabilir.

Hislerimiz bizi tamamen güçlü bir enerjinin içine sokabilir ve büyük bir enerji haline gelebiliriz.

Sahip olduğumuz bu enerji beyin tarafından kabul edilemeyebilir. Çünkü beyin sadece kendisine verilenler ile yaşamakta ve ona göre karar vermektedir.

O, fiziksel hayatı kabul etmiştir. Ancak sahip olduğu enerjinin hiç bir zaman ölmeyeceği gerçeğini kabul etmemiz gerekir.

Belki de insan fiziksel ölümünü kaybettikten sonra tüm hayatımız beynimiz de saklı kalıyor olabilir. Veya bilmediğimiz bir enerji ile saklanıyor ve hesap gününün bekliyor olabilir.

Bu şekilde olması mantıklı bir durum gibi görünüyor.

Gerçek olan şu ki, gözler kalbin aynası olduğuna göre kalp bizi farklı boyutlara taşıyabilir. Göremediğimiz dünyaları gösterebilir.

Ancak duyduklarımız asla böyle değildir. Çünkü kulağımız duymaların dışında fısıltıları da kabul eder.

Hatta insan oğlu duyduklarından çok fısıltılara göre hareket etmektedir.

Kulağımıza gelen fısıltılar beynimize vardığında beyin öğrenmiş ve kabul etmiş olduğu bilgiler ile bu fısıltıları yargılama yapar.

Ve bizi bir çok kez yanlış yönlendirir. Bunun en büyük nedeni beyin sürekli bilgi almak ile meşguldür.

Her gelen fısıltıyı bir bilgi veya yapılması gereken olarak kabul etmektedir.

Mehmet Arkın Gürbüz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir