Biz sadece bize gösterilen dünyaya inanıyoruz ve onunla yaşıyoruz.

Sahip olduğunuz gözlerin görme mesafesi bellidir. Kulaklarınızında bir duyma sınırı vardır.

Bunları bilmemize rağmen bazı şeyleri görmek istemez, bazı sesleride duymak istemeyiz.

Biz sadece elimize aldığımız kitaptan, çevremiz duyumlarından ve bir de en etkin olan medya ile görüyoruz ve dinliyoruz.

Bunların dışında bir de hislerimiz var. Hislerimiz de görür ve duyar. Sadece kabul etmek zordur.

Çünkü hislerimiz bir fiziksel yapıya sahip değildir. Sadece kalpten gelir.

Kalpten gelen görme ve duymaları beyin algılamakta zorlanır.

Beyin, kendisine gelen verileri sahip olduğu veya öğrendiği verilere dayandırmak zorundadır.

Onun için hisler konusunda sürekli terettüde düşer. Yani kalbi dinlemez ve ciddiye almaz.

Beynin sahip olduğu veriler sizin aldığınız eğitim, gözlerinizin gördüğü fiziksel görüntüler ve kulağınıza gelen seslerdir.

Yani gözlerimizin gördüğü, kulaklarımızın duydukları ile gelişen bir beyin, kendisine sunulan dünyayı kabul etmiş bir beyindir.

Ve bu kabul edilmiş verilerle size yön verir, sizi yönlendirir, sizi bilgilendirir.

O zaman, sahip olduğumuz beden, bulunduğumuz ortama ayak uydurarak büyüyen gelişen bir bedendir.

Bunun ötesine geçebilir miyiz? Bunun düşünmemiz gerek.

Bize sunulan dünyadan dışarı çıkabilir miyiz?

Tabi ki…

İlk yapmamız gereken gerçekten inanmak, içimizdeki korkuları silip atmak ve yaratıcıyı düşünmektir.

Yaratıcı Allah bize öyle bir özgürlük vermiştir ki, biz bunu halen keşfedememiş bulunmaktayız.

Bu özgürlük var olma özgürlüğüdür.

Bu özgürlük ile ateşi söndüren bir bedene sahibiz.

Bu özgürlükle yaratılanları keşfetme hislerine sahibiz.

Onu tanıyacak bir kalbe sahibiz.

Tek yapmamız gereken kalbimizle beynimizi yönetmek ve hislerimize inanmaktır.

Aslında olayları beynimiz ile değil kalbimizle yargılamalayız.

Çünkü beyin yanlış biliyor olabilir, yalnış öğrenmiş olabilir.

Ayrıca beyin nefse yakındır. Kalp ise Allah’a yakındır.

Düşünün ki siz sadece gözlerinizin gördüğü, kulaklarınızın duyduğu ile yaşayan bir beyin ile hayatı sürdürmektesiniz.

Mehmet Arkın Gürbüz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir