Düşman

Önce kimliğimiz, sonra düşüncelerimiz, sonra da geleceğimiz tespit edildi.

Daha sonra ise bu dünyadan beklentilerimiz ve geçmiş hakkındaki düşüncelerimiz.

Peki daha sonra ne yaptılar? İçimizde bir düşman var gibi hareket etmeye başladılar.

Tüm senaryolar bu şekilde yazıldı. Tüm oyuncular bu senaryoya uygun seçildi.

Sonrasını sormayın, film başladı ve siz de izlemeye başladınız.

Ve filmlerde silahlar konuşmaya başladı.

Birbirlerini aldatanlar, bir birlerine kazık atanlar, birbirlerini kambazlayanlar v.s. bu filmlerin ana noktası ise hep derin mevzular oldu. Tabi biz fazla derine inemediğimiz için gerçek derinlik de ne olduğunu bilemedik.

Siz de olaylara bir film, bir dekor, bir komplo, bir hayal, bir uydurma veya bir sistem olarak baktınız.

Gerçi bakışlarınızda bir işe yaramıyor ya. Çünkü görse idiniz bir takım durumları bu gün düşman nerede ve ne yapıyor çok iyi bilirdiniz.

Kişiler ve kişilikler beynimize öyle bir yerleştirildi ki kendi hayatımızı ve kendi geleceğimizi unuttuk.

Derken, bir gün birileri çıktı ve sürekli bizlere tiyatro yapmaya başladılar. Tiyatro bir sanat denildi. Biz de inandık.

Ancak hayatın da bir tiyatro sahnesi haline geleceği söylenmedi. Sizin bir oyuncu olacağınız bir senaryoda yer alacağınız belirtilmedi.

Sonunda hepimiz bir film içinde birer oyuncu olduk. Ve kendi hayatımızı oynamaya başladık.

Bilirsiniz her filmde bir kurtarıcı ve onun destekçileri vardır. Ve tabi ki bir de düşman.

Siz bir destekçi olarak kurtarıcıyı bilmenize rağmen düşmanınızı hiç bir zaman merak etmediniz.

Bunun en büyük nedeni bize filmlerde hep iyilerin kazanır sloganın verilmesi idi.

Kurtarıcınız sürekli bir düşmandan bahsetti. Ve sürekli konuşmalarında etrafınızın düşmanlar tarafından çevrili olduğundan bahsediyordu.

Düşman için konuşmalar, sürekli düşmanı tarif etmeler, sürekli ve sürekli.

Halbuki görünmeyen bir düşman var ise ‘bu neredeydi ve bunu bizim içimize kim sokmuştu’ sorusunu hiç bir zaman sormadınız.

Bu filmde neden bir oyuncu olduğunuz da aklınıza gelmedi.

Film olmasına rağmen bazı sahneleri tiyatro sahnesinden farksızdı. Hiç bir zaman gerçeği yansıtmıyordu. Siz bunu algılayamadınız.

Öyle bir zaman geldi ki gerçek hayatınız bir filmde bir oyuncu olarak rol almaya başladı.

Unuttuğunuz yaratılış kimliğinizle neredeydiniz ve nasıl bir senaryonun içine düşmüştünüz.

Düşman, senaryoyu yazan ve sizi bir oyuncu yapandı. Ama siz onu bir kurtarıcı olarak gördünüz.

Ve size öyle bir rol vermişti ki, bu rolden asla vazgeçemediniz.

Çıkarlar ve inanç söz konusu olunca oynamaya devam ettiniz.

Mehmet Arkın Gürbüz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir