Kurşun’suz kalem.

Düşlerimde kaldı tüm hayatın çiçekleri.
Halbuki çok düşünmüştüm kim buldu kurşunu ve kalemi.
Ben, ben olana kadar anlamadım bu alemi.
Sendin bu hale getiren gariban bedenimi…

Hayat deneme yanılma yolu ile yürütülemez. Hayatın bir düzeni ve bir itibarı bulunmakta.

Yaşamın değerleri var oluşun güzelliği, çirkinliğin ise bir bedeli olması gerek.

Her gün sen beni izlerken, bense senin bu ihanetinin neticelerini düşünüyorum.

Bir gün sana el salladığım gün olacak. O günü asla unutamayacaksın.

Vedalaştığımız yerde bir çizgi, sen o çizginin bir tarafında bense diğer tarafında olacağım.

Sen, kurşunları sıkarken etrafına ben bir kalemle seni yazacağım.

Tıpkı sana indirilen gerçek kitaplar gibi. İçin de seni ve yaşamı anlatan.

Sondan ve kurallardan bahseden.

Ancak senin hiç bir zaman bu kuralları anlamak istemediğin ve bir tarafı ötelediğin kitabın kaleminden…

Yalnızlığı nasıl gömersen göm içimize, insan hiç bir zaman yalnız kalmayacak.

Sıktığın kurşunlarla ne kadar azaltırsan azalt kalemleri, bir gün o kalemler yeniden yazacak.

Sense bir köşede pusmuş yaptıklarını düşüneceksin.

Son pişmanlık ve son dualar seni ateşden koruyamayacak.

Sana bir çok tercih verilmesine rağmen, görmeyen gözlerinle hissetmeyen kalbinle hayatı kurşunladın.

Bunun bir bedeli olması gerek.

Yaşamanın bedeli ölmek ise, ölmenin bedeli de inanmak olmalı.

İnandığın sürecede sıkmazsın kurşunları, kırdırmazsın kalemleri.

Ama sen hayata sıkarsan kurşunları cezalandırır isen yazan kalemleri, bir de bakarsın ki kurşun’suz kalemler ile karşı karşıyasın.

Kalem yazacağına kurşun sıksınlar diyeceğin günleri yaşamamak için…

Arkın

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir